Allahu Ekber Dağlan, 1941 Kasım’ının sonlarında eteklerinden zirvesine kadar tam doksan bin donmuş insanın cesediyle kaplanmıştı, taştan çok ölü insan vardı; kimisi bir kayaya yaslanmış, kimisi yüzükoyun kara kapanmış, kimisi biraz uyumak için çıktığı bir ağacın dibine ölü düşmüş, kimisi ısınabilmek için arkadaşlarıyla sarılıp öyle kalmıştı; ayaklarında çizme, sırtlarında kaput, ellerinde bir kıl eldiven yoktu, saçları sakallan buzdan dikenler gibi fışkırmıştı, çoğunun vücudunda yumuşak, kırmızı lekeler görünüyordu, tifüs lekeleriydi onlar, vü-cutlannı, onlar ölmeden önce bitler yiyip bitirmişti; bomboş ölü gözleri donmuş kirpikleri arasında öyle açık kalmıştı; çoğunluğu yirmili yaşlarındaydı, aralarında otuzu bulmuş olanı yok denecek kadar azdı.
Düşmanı görmeden, düşmana bir kurşun bile atamadan, eksi otuz derecede, kasıklarına kadar gelen karlann içinde, açlıktan ve vücutlarında sürüler halinde dolaşan bitlerden kırılarak donup gitmişlerdi.
Onları sevenler vardı, dönüşlerini bekleyenler. Devamını okuyun »
ODTÜ’de yemekhaneye giren öğrenci tüm yerler dolu olduğundan gidip profesörlerin bulunduğu masaya oturmuş. Prof. Kaşlarını çatarak “Öküzler ve kuşlar aynı masada oturamaz” deyince öğrenci: “O zaman ben uçuyorum…” Profesör cevaba çok sinirlenmiş. Sınavda öğrenciye takmış ve sınavının başarısız geçmesi için elinden geleni yapmış. Devamını okuyun »
Yazmak insana faniliğini unutturan tanrısal güç, ama bugünlerde bana yazdıklarımı yayınlama kudretini vermedi. Bloguma uzun aralıklar halinde yazılar ekliyo olmam size çok sık yazmadığım intibası uyandırmış olabilir. Aslında yazıyorum. Defterler, kağıtlar dolusu ama kağıttan bilgisayara aktarmak benim için büyük eziyet.
Basılı kağıtın teni kadar sıcak olmasa da bu parlak ekran, yine insanda doğurduğu his yukarıda da söylediğim gibi faniliği unutturan bir his. Şimdi her şeyi söz uçar yazı kalır’a bağlamak istemiyorum ama öyle işte.
Yazmak, sadece kendini anlatmak eylemi midir? Yoksa anlatamadığımız için mi yazıyoruz? Devamını okuyun »
Neden bazı freeware programlarda. Özellikle de bir tek kişinin emek harcamış olduğu programlarda özel teşekkür bölümü, ki eğer yapılmışsa neden sadece “uzun geceler boyu süren çalışmalarım sırasında benden desteğini esirgemeyen, sabır gösteren, kız arkadaşıma…” teşekkür ederim falan filan der. Ailesine teşekkür eden programlamacı neden azdır ya da yoktur. Kişisel çalışan programlamacıların aile ilişkileri kötü müdür? Anneye, babaya teşekkür edenleri neden azdır? Yoksa programlamacıların çoğu nankör evlat mıdır? Nedir? Ne değildir?
“Kimseyle yarışmıyorum ve ölümsüzlüğe dair düşüncelerim yok. Umrumda bile değil. Hayatta iken devinmek önemli olan. Gün ışığında kapılar açılır ve atlar ışığın içine fırlar ve jokeyler ; parlak ipek giysilerinin içinde küçük şeytanlar, zorlanarak, sapına kadar. Devamını okuyun »
Hürriyet hakkımızdır. Son günlerde televizyonlarda sıkça rastlamışsınızdır. Bu sloganla biten reklamlara. En sonuncusu “kimse zorla evlendirilemez” idi. Hürriyet insan haklarını konu alan reklamlar yapıyor ama gel gör ki; hürriyet bu konuda kayda değer bir adım atmış değil. Bilakis insan haklarını hiçe sayan haberleri çok sık yapan bir gazetedir.
Reklamlarda bahsedilen gazete ile bayilerdeki gazetenin uzaktan yakindan hiçbir alakası yok. Devamını okuyun »

Işıklar kapalı,
Saat 00:03
ve ben ışıkları açtım sanki şimdi biraz daha karadı dışarı.
sokağın ucundaki lamba durmadan, eksik aydınlatıyor, ve bu haliyle ışıktan çok karanlık saçıyor gibi durmakta.
Işıkları açtım. Eve dışarıdan gelmiş, bir misafirlik ya da tatil dönüşü ailesi gibi, o ailenin eve girer girmez gaz kokusu duyması ve ellerinde gazete havlu süpürge benzeri salalanabilir her türlü eşyeyı sallayıp evdeki gazı dışarı kovalaması gibi, içerideki uyuşuk karanlığı pencereden dışarıya kovaladım. Radyoyu açtım. Karanlıktan arda kalan kırınılardı sanki sessizlik onları toplarmış gibi açtım radyoyu son ses… Devamını okuyun »
Düşlerime dair ezgiler çaliyorsa
Hiç açmadığın radyonun suskunluğunda
Ya çocuklar parmaklarıyla görterip beni
“işte geliyor yine” diyorlarsa birbirlerine
Ve almıyorlarsa beni oyunlarına.
Yağmur yağdığında
Pencereden yağmuru seyrederken
O ıslak kokunun aslında,
Sadece yağmurdan mı
Yoksa topraktan mı
kaynaklandığını düşünüyorsam Devamını okuyun »
Şehir içi hatları vapurundayim şimdi. Yağmur yağdı biraz ve istanbulun kalabalığı karıncalar gibi yuvalarına çekildi. O kalabalığın gidişiyle iyi sakinlesen iskele, ben ve gibilere kaldı. Vapurdayım, 10 kadar yolcu daha var bu keyifli seyahatte benden başka. Öyle güzel ki; sakin, sessiz yolculuk insanın akşama kadar bir o iskeleye, bir bu iskeleye, gidip dönesi geliyor. Boğaz güzel bir yer ama kendi boğazına düşkünler onu an be an kirletiyor. Tamamen mahvolmadan önce son kez gördüm ya yine de muzaffer sayıyorum kendimi, 21 yılda bir gelip 21 gün kaldığım. istanbul’da.