
Katran gibi yoğun, zifiri karanlık gibi uçsuz, içinden korkunç yaratıklar çıkaran, sahipsiz çığlıkları şehrin uğultularıyla yoğurmuş bir gece yarısı gibi kara mürekkepler akıyor kalemimden. Kalem, beyaz kağıda mürekkebinin siyahlığından daha da kara kelimeler döküyor. Loş ışıklı bol rutubetli koridorlar gibi uzarken satırlar, ben yeni umutsuzluklar inşa ediyorum kalbimin sit alanına. Ömrümün sen köşesini kapattım yeni acılara. Çadır kentler kurdum zihnimin orta yerine. yıkılmış hayallerden kalanları yaşatmaya çalışıyorum.
Saatler geçmiyor. Ve her bakış onu daha da yavaşlatıyor sanki. Neden zaman geçsin istiyorum ki onu da bilmiyorum. Belki de her şeye ilaç zannediyor onu aklım. Bana en çok benzeyen, her bakışımda beni kendine benzeten, baş ucumda öylece durup susuzluktan kıvrana kıvrana boyun büküp ölen çiçekleri seyrediyorum. Onlar da beni seyrediyorlar yavaş yavaş ölüyorlar…
ölüyorlar…
…
Ölüyoruz!…
Kısa mesaj gönderirken 160 karaktere sığmakta zorlanıyorsanız bunun suçlusu ile tanışmaya hazırlanın…
Kısa mesaj günümüzde özellikle genç kullanıcıların vazgeçemedikleri bir özellik. Fakat bir de şu 160 karakter sınırı olmasa… Sırf bu yüzden pek çok kullanıcı kısaltmalar kullanmak zorunda kalıyor. Ama neden kısa mesaj 160 karakter ile sınırlı? Niye 150 veya 200 değil de 160? Bunun sebebinin teknik bir zorunluluk ile ilgili olduğunu düşünebilirsiniz. Fakat işin gerçeği, bu 160 karakter sınırının herhangi bir teknik sebebi yok. Bunun tüm suçlusu Friedham Hillebrand adlı bir Alman.
1985 yılında, iletişim araştırmacısı olan Friedham Hillebrand ve bir kaç meslektaşının önemli bir görevi vardı. Görevleri taşınabilir telefonların görüntüleyebilecekleri metin tabanlı mesajlar ile ilgili standartları oluşturmaktı. Hillebrand bir mesajın en fazla kaç karakter içerebileceğine karar vermeliydi. Daktilosunun başına oturdu ve yazmaya başladı. İnsanların bir kısa mesajda yazmaları muhtemel rastgele notlar ve sorular yazarak bütün bir kağıdı doldurdu. Sonra bu notların hepsini okudu. Görünüşe göre 160 karakter her kullanıcı için fazlasıyla yeterli olacaktı ve o günden sonra 160 karakter standart olarak kabul edildi.
Duman’nın yeni albümünde Rezil adlı şarkıda geçen “lem yelid velem yuled” kelimesi bir çok tartışmalara neden oldu ve hala da bir neticeye ulaşmış değil. İddialara göre duman lem yelid velem yuled ayetiyle (ihlas suresi 3. ayet) dalga geçiyor. duman ise bu iddiaya http://www.dumankulubu.com/ resmi fan sitesinde “lem yelid’i deforme etmek kimsenin haddi değil bizim de” diyor. Ardından açıklamanın devamında asıl eleştirdiğimiz şey din istismarıdır diye ekleniyor.
Bence Duman yanlış bir şey söylemiyor. Lem yelid velem yüled ayetinin manası o doğrulmamıştır doğmamıştır. Dumanın şarkıda vermek istediği mesaj din istismarına bir tepkidir. dumanın hatası manasını tam olarak bilmeden ayetten alıntı yapmaktır. Yanı şarkı o doğrulmamıştır löp yutar gibi bir anlama gelir bu da kuran’a ya da Allah’a bir hakaret anlamı vermez, çünkü bu haliyle bu söz öbeği manasız durumdadır. Sadece kafiye olsun diye öyle almışlar intibaı vermektedir. Ayetten alıntı yapmak ise Yunus Emre, Fuzuli, Şeyh Galib, Nef’i Nabi, Naili, Şeyyad Hamza,.. Yani kısaca İslam kültürüyle yoğrulmuş divan edebiyatının bütün şairleri tarafından yapılmıştır. Hatta bu bir Belagat ilmidir. Söz sanatıdır. İktibas adıyla anılır.
Duman şunu yapmalıydı kuranda din istismarıyla ilgili ayetler var bu ayetlerden alıntı yapmalıydı. İşte o zaman kimse onlara laf edemezdi. Çünkü bu şekilde isteyen istediği yere çekebilir.
Duman fan sitesindeki açıklamada da değindiği bir başka nokta asıl istismarının dumana çamur atanlar tarafından yapıldığıdır. Haklılık payi var. Halkı galeyana getirmek, sağduyudan uzaklaştıracak tutumlarda bulunmak dine yaraşır şey değildir. Duman ki böyle bir kastedmedik diyor. Haddimiz değil diyor. Yok kastedtiniz hakaret ettiniz diyemeyiz ne düşündüklerini onlardan daha iyi bilemeyeceğimize göre…
Özetle Duman’a yapabileceğimiz eleştiri şu olur “tam manasıyla bilmediğiniz ayetlerden alıntı yapmışsınız ama sözünüzün anlamı yok. Gaf yapmışsınız. Mesaj vermek istemişsiniz ama cahil duruma düşmüşsünüz” demek olabilir.
Son olarak duman seviyorum ve müziğine samimiyetine inaniyorum, zaten en çok samimiyetlerinden dolayı seviyorum. Dumanı boykot edelim anlayışında olanlar bence benim söylediklerime “bu herif onların hayranı o yüzden koruyor” mantığıyla yaklaşacaktır. Ama emin olun öyle değil. Dinime hakaret edeni asla affetmem.
Ve son olarak duman’ın zaman gazetesine verdiği röportajı okuyun:
Ama yine de ‘ortada bir yanlış var’ yok mu? ‘Rezil’ isimli parçayı dinleyince haliniz duman diye düşündüm. “Ortada bir dergah var / Devrilir başın yarar / Arkasında tezgah var / Lem yelid ve löp yutar” diyorsunuz. İhlas Sûresi’nde geçen “Lem yelid” ifadesinin ardından löp yutar demenizin amacı ne?
Kaan: Orada eleştirdiğimiz şey dinin suistimal edilmesi. Yani kendine menfaat sağlaması insanların. Ki bu, yıllardan beri Türkiye tarihinde her kesimin yaptığı bir şey. Formlarda İhlas Sûresi’yle dalga geçiyorlar diye alakasız konulara değinmişler. Kimsenin haddine düşmez insanın dini ve inancıyla dalga geçmek. Konunun öznesi, ortada dönen bir tezgâhın olması. Burada fena olan, bunu tespit edip ortaya koymak mı, yoksa bunu yapıp çıkar sağlayanlar mı fena? İhlas Sûresi, çok da güzel bir ayet. Sade ve en güzel ayetlerden bir tanesi. Biz değerini bilmeden, farkında olmadan bir şeyler yapmıyoruz. Ama orada konunun ayetle bir alakası yok. Din adamı gönülden inanarak, iyilik ve güzellik içindeyse biz de onunla beraberiz. Ama bunu söyleyip üstüne de bundan çıkar sağlıyorsa onun karşısındayız.
Cengiz: Teknik bir detay var orada. ‘Lem Yelid’in arkasından gelen ‘löp yutar’ ifadesi tezgâhın fiili. Yani dörtlüğe bakarsanız, son iki dizede yıkılan dergâh, löp yutan tezgâhtır. Lem Yelid’le kesinlikle bağlantılı değildir. Şiirin yorumlanmasında hızla yapılmış yorumlar olabilir, ama Lem Yelid’i deforme etmek kimsenin haddine değil, bizim de haddimize değil.
“Ortada bir yanlış var / Yanlışı yapan yanar / Arkasında sandık var” ibaresi hemen AK Parti’ye karşı bir söylemi çağrıştırmıyor mu?
Batuhan: Kaç dönemde okursanız, kim iktidardaysa aslında sandık onun arkasında.
CHP’nin Kur’an kursu, çarşaf açılımlarını da bir istismar olarak mı görüyorsunuz
Kaan: Mesela, aynen. Ben de onu diyorum. Bunu illa AK Parti olarak görmemek lazım. Bu açılımı da eleştiriyoruz tabii ki.
‘Ateş olmayan yerden duman çıkmaz’ sözü gereğince, bazıları sizi ateizm propagandası yapmakla suçluyorlar sitelerde.
Kaan: Onu da duyduk. Onu öyle yazanlar ateizm propagandası yapıyorlar. Biz öyle bir şey yapmadığımızı biliyoruz zaten.
İnançlı mısınız?
Kaan: Hepimiz Müslüman’ız. Bir yabancı kalkıp zaten böyle bir şarkı yazmasın, biz kendi kendimizi eleştireceğiz. Bu işin içinde olmasak, Türkiye vatandaşı ve Müslüman olmasak böyle bir şeyi yazmaya hakkımız bile olmaz. Birbirimizi eleştirerek bir yere geleceğiz. Formlarda yazıldığı gibi algılanırsa çok çirkin yerlere gelir, böyle şeyler olsun istemiyoruz. Bunu tepki çekmek için de, gündem olmak için de yapmadık.
Tüm annelerin anneler gününü kutluyorum. Anneler, annelerimiz benden büyük olanların ellerinden öpüyorum. Benden büyükler dedim çünkü 22 yaşından küçük anneler de var melesef. Aklıma zorla evlendirilmiş daha çocuk olamadan kadın olmuş elinde kendi boyunun yarısı bebekleri olan. Kucaklarında onları taşıyışları ile küçücük ellerle kocaman tutup, minik yüreklerinde kocaman sevgiler taşıyan genç ya da çocuk anneler var Kendi rızasıyla evlenmiş olanlar da vardır elbet bunlar arasında bunlardan bahsetmiyorum. Benim içimi burkan zorla evlendirilmiş olanlar. Basında çıkan haberlere bakın
Muş’un Bulanık ilçesine bağlı Karaağıl beldesinde ilköğretim 8′inci sınıf öğrencisiyken 20 altın karşılığında zorla evlendirilen Yazgül Şakar (16), evinden kaçarak jandarmaya sığındı. Jandarma, Erzurum’un Tekman ilçesine bağlı Çukuryayla köyünde yaşayan 25 yaşındaki Tekin Şen ile evlendirilen Yazgül Şakar’ı abisine teslim etti.
Snırım daha fazlasına gerek yok. Bu arada ben anneler gününde doğmuşum 10 mayıs doğum günüm. Ben Allah’ın anneme hediyesiyim. Aslında bütün çocuklar birer hediyedir değil.

Sevgili okurlarım , Sevgili blog takipçileri, Sevgili ziyaretçiler,
Kimi kandırıyorum ki siteme googlebot’tan baska devamlı olarak giren yok. Benim için çok da önemli değil aslında yazımın kaç kişiye ulaştığı. Önemli değil evet çünkü ben okunmak için değil yazmak için yazıyorum. Edebiyatçı saysaydım kendimi "Sanat için sanat" görüşündeyim derdim. Uzun zaman olmuş bakıyorum hep kendimi anlatmışım. yine de yetinmemişim içimde paylaşımcı bir ruh var. Bunu doyurmak için çeşitli forum sitelerinin takipçisi olmuşum. Ama yine doymamışım. Adiyamania.com’u kurduk arkadaşlarla paylaşalım bir şeyler diye. Bu arada ben okulumdan hiç bahsetmemişim. Efem ben Adıyaman’da okuyorum demişim hakkımda sayfasında ama ne okuyorum ne yazıyorum hiç bahs açmamışım. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okumaktayım şu an üçüncü sınıftayım, ve sırf sınıfımla uyumlu olsun diye üçüncü sınıf bir öğrencilik hayatı yaşamaktayım. Sözü paylaşmaktan paylaşımcılıktan açtım nereye gittim yahu. Durun bağlıyorum .Evet şimdi ben edebiyatçı olarak, gerek eski yazılı metinler olsun, gerekse edebiyat üzerine kaynaklar, kaliteli kaynaklar paylaşım sitelerinde ya yok ya da çok az. O yüzden forum.bendelimiyim.com alt alan adıyla edebi ve edebli bir paylaşım sitesi/forumu kurmaya karar verdim. Forumumuz şu anda yayında dilerseniz gezebilirsiniz. forum.bendelimiyim.com sitede eski yazılı metinler, osmanlıca metinler ver. Aslında tüm bunları, forumda paylaştıklarımı, blogumda paylaşmayı düşünüyordum ama blog sisteminin kategorilemesi dosyalara ve konulara ulaşımı oldukça zorlaştırıyordu. o yüzden tek çare forum’du nitekim öyle de oldu. Forum hakkında görüş ve önerilerinizi bekliyorum. Ayrıca forumda paylaşımda bulunmak isteyen arkadaşlar benimle irtibata geçebilirler. Edebiyat öğrencileri tercihimizdir. Özellikle metin şerhi konusunda kalabalık bir kadro olmalı çok sesliliği sağlamalıyız. Tekrar görüşmek üzere hoşçakalın.
Hastalık, ne kötü şey. “Bunu yeni mi anlamış bu adam” diyeceksiniz şimdi. Hatta bir hastalık geçirmekte olduğumu düşüneceksiniz. Çünkü en korkunç şey insanın kendi başına gelen şeydir öyle değil mi?
Dedem hasta!…
Elli gündür konuşmuyor yemiyor içmiyor. Serumla besliyorlar. Eline diken batsa içim cız eden dedem öylece bakıyor. Bakıyormuş. Ben şimdi adıyaman’dayım dedeme 900 kilometre, ya da 1 gün uzakta. Dedeme arka arkaya felç gelmiş. Gidip görmem lazım. Devamını okuyun »

Yolculuk, artık sevdiğim bir şey oldu. Sadece on sekiz saatten az olduğu zamanlarda. O yüzden eskisi gibi dünyanın en beter işkencesi olmuyor benim için. “Bir posta katarı gibi siyah dumanlar dökerek; gamdan dağlar aşarak” gidiyorum. üDS’ye girmek için. Yorgun uyuklayan şöförler için bestelenmiş bir şarkı çalıyor, tam da böyle:
Tekerlekleri yamalı asfaltları,bir ağustos susuzluğuyla için cesur otobüs pencerelerinden bir baş kayması ile görülenevrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarınd, çığlak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının, bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken diğer ellerinde yemyeşil bir soğan… Devamını okuyun »
“Issız Adam” sinema.com’da “gişe rekoru kırmasa da üstüne konuşulma rekoru kırdı” cümleisne rastladım. Hak vermemek elde değil. Film üstüne düşünme rekorunu da benim kırdığımı, buradan ilan etmek istiyorum. Çünkü gerçekten de “kalbümdeki bir noktaya” temas etti.
Size yaptığım şu kolajı izletmek istiyorum. (Filmi izlemediyseniz eğer bu kolajı izlemeyin. Sesleri duyma çabasına girip hiçbir halt duyamayınca gıcık olabilirsiniz. Filmin tamamını izleyeince daha vurucu olan bazı sahneler size saçma gelebilir.)