İkinci el buzdolabı sevinci, üç ay buzdolapsızsız duran ben onları çok iyi anlıyorum.
Bendim,
oyunun en romantik anında
sahneye fırlayan
Lütfen…
arkadas kalalım.
demesinden
korktuğum için
Jüliet’in
Yalan değil ya yaralarım,
Ben zaten yalanlardan yaralandım.
Mevsimsel bir suskunluk benimkisi,
Zaten duysan ne
Duymasan ne farkı…
El yapımı bir tebessümün
Somurtkan kahkahasını.
Mevsimsiz açan düsler için daima zamansızdır yağmur
Sadece ıslatmaz
Soldurur da…
Benliğimde senli düsler yesertmistim
Ama;
Akdenizli sayılmıyordu
Bir makiye tepeden bakabilen,
Bir baska yesil.
Baska baska sehirler kokuyordu
Aklıma her gelisin. Devamını okuyun »
Tenine dokunur kimi nağmeler.
Kanatır yalnızlığını
kana kana içer kanayısını sessizlik,
büyür içine alır ne varsa.
Kulakların patlar sessizlikten.
‘Yangınlar çıkar avuçlarından’
tutusturur saçlarını.
Kırılır camlar. ….
Kapalı mekanlarda kalamazsın
sanki üstüne kilitlidir hersey. Devamını okuyun »
Açılım Paketi

* Aç ya da tok karına tüketilebilir ama açlığa fayda vermez. Farklılıklara tahammül gücü vererek mutluluk sağlar. Kürt, Türk, Laz, Çerkez arasında farklılıkları ortadan kaldırır. Farklı olduğunu zannetmeyi ortadan kaldırdığı, klinik deneylerde denekelrin %85.6 sında tespit edilmiştir. Bağnazlarda herhangi olumlu bir etki tespit edilmediği gibi ” vatan elden gidiyor” ya da “bölünüyoruz” gibi halisünasyonlara neden olmaktadır.
Cumartesi günü bilgisayar başında elimde fanta keyifle oyun oynuyordum. Telefon geldi. Ekrem
” Köy çok soğuk, gelirken bana kalın bir şeyler getir” dedi.Aradan on dakika geçti. Ekrem yine aradı
“Biz kaza yaptık!…”
kazanın nasıl olduğunu ağlayarak anlatıyordu. Can acısıyla mı ağlıyor kazanın şokundan dolayı mı yoksa Amcam’lara bir şey mi olmuştu ondan mı ağlıyor tam kestiremedim. Şoka girmiş vaziyette biz kaza yaptık diyor ve hep aynı şeyi tekrarlıyordu….
… köye giderken kazanın olduğu yere geldiğimizde durup arabaya baktık. Kazanın nasıl olduğu konusunda kişisel teorile geliştirdik. Camda bombe şeklindeki kırığı inceledik, kan vardı. Burnumun acımaya başladığını hissettim. Ekrem’in burnunun acısı sanki hala camdaydı. Gelip bakanlar bir parça alabilirdi. Gecenin karanlığı içinde arabanın farlarının aydınlattığı kadarki manzara öyle acı, öyle korkunç, öyle yaralayıcı duruyordu ki, Ekrem’e bir şey olduğu endişesi gecenin soğuğunda yanaklarımızı yaktı….
Ekrem’burnunda dikişle bayramı geçirdi.
Şimdi Adıyaman’dayım. Telefon çaldı. Ekrem’di arayan. ” Biz kaza yaptık!…”
Bobiler.org da gördüğüm bir kaç başlık beni cezbetti içimdeki sanatçı ruhlu adam haydi haydi diye dürtüp uykularımı yamalıklı bohçalara döndürdü. bu tarz çalışmalar yapmak vacip oldu.

On sekiz saatlik; yorucu, sırt ağrıtan, oturmaktan kıç kemiğinde üç gün sürecek olan bir ağrıya sebep olan, uzun bir yolculuktan sonra nihayet Adıyaman’dayım. “Adıyaman yolu yaman” nakaratını iliklerimde hissediyorum. İsteksiz isteksiz yola çıkmıştım sonra, o upuzun bitmek bilmez yollardan bıkınca, bu isteksiz yola çıkış ve Adıyaman’a gitek istemeyiş bir anda Adıyaman’a bir an önce varma isteğine dönüştü. Yol bir an evvel bitsin temennilerindeyken ben gecenin içinden tünellerden geçiyordu otobüs. Her bir saniye daha da uzaklaşarak Canım Antalya’ya