Elimde klavye ne hissetsem, ne düşünsem bilemediğim zamanlardan birindeyim. Ehliyet sınavları da dahil olmak üzere bütün derslerden geçmenin verdiği bir rahatlamayı üstüme giymiş vaziyetteyim. Öyle ya; alışmamış bünyeye uymuyor rahatlık. Bütünleme sınavsız bir tek dönem bile geçirmemişim bu geçtiğim dört yılda. Antalya’ya gitmiş olmam gerekiyordu çoktan. Her sene çok istediğim halde bütünleme sınavlarım yüzünden gidemiyordum. Şimdi ise canım hiç istemiyor. On sekiz saatlik yolculuk değil benim isteğimi törpüleyen.Antalya’ya gidersem dedemin öldüğü gerçeği önüme gelecek. Burada memleketime sekiz yüz kilometre uzaktayken ben,  dedem sanki hala yatağında, o hasta yatağında; hastalığın verdiği zayıflık, halsizlik ve bir sürü kötü şeye sarılmış yatıyor gibi geliyor. Gidip o boş yatağını görmek istemiyorum. Dedemin artık bir daha aramızda olamayacağı gerçeği bir ayaz gibi yüzümü yakıyor.

Elimde klavye yazarken düşünüyorum. Düşünüp te yazanlara öykünerek. Düşündüğümü sayfada görmeden ne düşündüğü tam anlayamayan yazarlar gibi. Yazıyorum. Fonda Vivaldi çalıyor. Dedem geliyor aklıma. Parmaklarım daha bir üşüyerek dolaşıyor klavyenin tuşları üstünde.

Bu yazıyı Vivaldi’den andante’yi dinlerken okumanızı öneririm. Yazarken öyle oldu. yılmaz Erdoğan2ın monolog bir şiirinde “Bir Vivaldi Sancısı” ifadesi geçiyor muydu neydi? İşte oradan geçerken buraya da uğradı.

yükleniyor… Vivaldi Amdamte