Öyle

Öyle çok şey sustum ki sana,
Bir duysan şaşardın.
Sessiz çığlıklarını görseydin bakışlarımın,
İçimdeki senden korkardın.

Şiirbaz kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Olmasaydım

İçimde sana alışan ne varsa bir bir yakardım,
Aklımı da tutuşturmasaydı saçların.
Belki başka olurdu her şey ,
Sen bu kadar güzel olmasaydın
Sana her şeyi bir çırpıda anlatacaktı,
Eğer içimdeki sesleri susturmasaydım
İçimdekilerle ben,
Adressiz bir mektup gibi kaybolmasaydım.

Şiirbaz kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

BenDeliMiyim?

Düşlerime dair ezgiler çaliyorsa
Hiç açmadığın radyonun suskunluğunda
Ya çocuklar parmaklarıyla görterip beni
“işte geliyor yine” diyorlarsa birbirlerine
Ve almıyorlarsa beni oyunlarına.
Yağmur yağdığında
Pencereden yağmuru seyrederken
O ıslak kokunun aslında,
Sadece yağmurdan mı
Yoksa topraktan mı
kaynaklandığını düşünüyorsam
Kendimle konuşup
Kendimle tartışıp
Hatta kavga edip küsüyorsam
Ve hatta yolda kendime rastlıyor
Soranlara ben kendimin rüyasıyım diyorsam
Söyleyin
yoksa

ben deli miyim?

Şiirbaz kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Nerden geliyor bu rahatlık:)

Her zaman bu sitede konuşur gibi yazmışımdır. Çünkü yazdıklarımı konuşuyor konuşmalarımda ve konuşulanlardan yazılar devşiriyorum. Bir köşe yazarı olsaydım bu kadar rahat edemezdim diye düşünüyorum. Kendi kurduğum sitede yazıyorum o yüzden irticalen klavyenin başına geçip aklıma ne gelirse yazıyorum. Köşe yazarı olarak rahatlığım ancak şöyle olabilirdi: Kendi kurduğum gazetede kendi köşemde belki buradaki kadar rahat ederdim. Bu kadar rahat olmamın diğer sebebi ise ismim ve cismimin ortada olmayışı. Eğer belli bir yerim olsaydı belki bir çok yazıyı yazmamış olacaktım ve hatta o yazılardan biri de bu olacaktı.

Günlük kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yazmak: His Kayıt Makinası

Yazmak insana faniliğini unutturan İlahi bir güç, ama bugünlerde bana yazdıklarımı yayınlama kudretini vermedi. Bloguma uzun aralıklar halinde yazılar ekliyo olmam size çok sık yazmadığım intibası uyandırmış olabilir. Aslında yazıyorum. Defterler, kağıtlar dolusu ama kağıttan bilgisayara aktarmak benim için büyük eziyet.

Basılı kağıtın teni kadar sıcak olmasa da bu parlak ekran, yine insanda doğurduğu his yukarıda da söylediğim gibi faniliği unutturan bir his. Şimdi her şeyi söz uçar yazı kalır’a bağlamak istemiyorum ama öyle işte.

Yazmak, sadece kendini anlatmak eylemi midir? Yoksa anlatamadığımız için mi yazıyoruz?

Yazarken dinleyicinin kendi söz sırasını beklememesi sadece dinlemesi/okuması mı bizi bu kadar cezbediyor.

Her şeyi hatırlayabilirsiniz. Olayları, insanları, yerleri, renkleri, sesleri… gördüğünüz duyduğunuz ne varsa hatırlayabilirsiniz ama hissettikleriniz. İşte onları asla hatırlayamazsınız. Bir duygu o an yaşanır ve biter. Heyecanınızı asla eskiden hissettiğiniz gibi dipdiri hatırlayamazsınız. Nitekim hiçbir duygu da birbirine benzemez aynısını hissetsek bile ama bu da başak bir yazının konusu olmak üzere kapatılıyor şimdi.

Renkler sesler kayıt edilebiliyor. Hatırlanabiliyor; duygular ise ancak yazarak hatırlanabilir. Bir çiçeğin bir rengin size hissettirdiklerini ancak yazıyla kayıt altına alabilirsiniz. Ancak yazıyla hatırlayabilirsiniz.

Denemeler kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Haklı Olmak En Büyük Suçtur

Amin Maalof Semerkad’da şöyle diyordu Şirin’in ağzından

“Krala karşı haklı olan bir bakan, kocasına karşı haklı olan bir kadın, subayına karşı haklı olan bir er iki kat ceza görmez mi? Zayıfların haklı olmaları hatadır.”  (Amin Maalof, Semerkand s.241)

Zayıfların haklı olmaya haklarının olmadığını anlatan bunun kadar güzel bir cümle bulabilir miydim bilmiyorum. Kıskandım yazarı içten içe ben neden böyle cümleler söyleyemiyorum diye.
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar sözünü düşündüm önce ama bu söz ile karşılaştırınca yine bu söz anlam bakımından farklı. Şöyle ki doğru söyleyen bir eyleminden dolayı, yani söylediği haklı sözden dolayı ceza alır. Oysa diğer sözde haklı kişi haklı olduğunu söylemese de cezalandırılır hatta haklı olduğunu söylerse kat kat cezalandırılır.

Tırnak Arası kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

büyümemiş çocukların hayatları boyunca yanılmaları

Deliye her “Dün” bayram yazım aklıma geldi kitabı okurken. Fikrimin akış yönüne paralel cümlelere rastlayınca dayanamadı parmaklarım paylaşılasıcalar listemin başına koydu bu alıntıyı. Tırnak Arası biz mevzu oldu bu da işte.

‎”Çocukken çok büyük diye anımsadığımız bahçeleri, evleri, avluları, yıllar sonra ziyaret ettiğimizde çoğu kez çocukluk imgelerimizi bizi yanıltmış olduğunu görür, gördüklerimiz karşısında hayal kırıklığına kapılırız. Hiçbir şey bizim hatırladığımız ve sandığımız kadar büyük ya da geniş değildir. Bizi yanıltan çocukluktur, diye düşünürüz. Belki de büyümemiş çocukların hayatları boyunca yanılmaları bu yüzdendir.” (şairin romanı, s.96)

Tırnak Arası kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Tırnak Arası

Kitaplar okurum. Severim cümleleri, cümleler kurmayı da severim. Kurulmuş cümleleri de. Cümlelerim evlatlarımdır ayırmam hiç birini diğerinden ve başkalarının cümleleri de başkalarınınn bebekleridir. Bebekleri severim. Cümleler bebekler gibidir. Okundukça sevildikçe büyür akıllarda kaldıkça çoğalır.

Kitaplardan şiirlerden sevdiğim cümeleri burada paylaşmak amacıyla “Tırnak Arası” adlı bir kategorim daha var artık. Herhalde bu yazdığıum yazıyla sitesine açtığı kategoriyi yazı yazarak duyuran ilk blog yazarı olmuşumdur.

Beni bilirsiniz aklıma geleni aklıma geldiği gibi yazarım. Yazmaktan ziyade düşünmektir benimkisi. Kimileri sesli düşünür ya ben de onlardanım işte. Farklı olan tek tarafıben yazarak düşünürüm. Şu anda bile bir sonraki cümlede ne yazacağımı ben de bilmiyorum. Bildiğim tek şey karşımdasınız siz okurlar ve ben konuşuyorum.

Konuya dönemk için yeni bir paragraf başı yapmak gibisi yok. Hemen yapıyorum ve asıl konuya dönüyorum. “Tırnak Arası” kategorimi açıyorum efenim. Bundan sonra sevdiğim şeyler burada olacak.

Sevdiklerimi sevmeniz dileğiyle.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Allah rahmet eylesin!

Kurucuları sivil olan devletler demokrasiyi daha çabuk hazmederler. Kurucuları asker olanlar ise demokrasi konusunda uzun seneler mücadeler vermişlerdir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bir sivil tarafından kurulmuş bir devlet idi. Bir hukukçu olan Rauf Denktaş, Kıbrıs anayasasının hazırlanmasında da büyük katkılarda bulunmuştu. Biz sivil anayasa yapalım diye çabalarken doğuştan sivil bir anayasası vardı yavru vatanın. Rauf Denktaş’ı ne kadar anlatsak yetmez burada. Ömrünü Kıbrıs’a ve Kıbrıs Türk’üne adamış bir kahramanın 50′den fazla Kıbrıs üzerine yazılmış kitabı onca konferans sözler fikirler ve koca bir devlet miras kaldı bize. Rauf Raif Denktaş’ın biyografisi için bu adrese tıklayın (http://www.raufdenktas.info/rauf-raif-denktas)

Bugün Rauf Denktaş’ı büyük bir kahramanı toprağa verdik. Taziye mesajı için www.raufdenktas.com‘dan taziye mesajlarınızı yazabilirsiniz.

Allah kıbrısı ve Kıbrıs Türkünü ve Kıbrıs Türkünün Türklük bilincini korusun.

Günlük kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Merhaba dünya!

Bu kaçıncı merhaba dünya başlıklı yazı düzenlediğim. Bu kaçıncı çöküşü sitemin artık bıktım. Kendi alan adım ve kendi hostumla serbest serbest yazmanın bedeli olmalı bu. blogcu’dan ya da blogger’dan mı yazsam diye düşündüğüm anlardan biri şimdi. Siteyi düzeltmek için harcadığım vakit, siteye yazmak için harcadığım vakitten daha fazla. Daha seçici olmak için yaptığım ince eleme sık dokumada kendi emeklerimin katiliymişim anladım.

Günlük kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | 1 yorum